NetForumlari Nacizane  Paylasim Platformu

Go Back   NetForumlari Nacizane Paylasim Platformu > NETForumlari > Duyurular

Duyurular Site Hakkında Duyurulara,Haberlere Bu Bölümden Ulaşabilirsiniz.



Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 18-03-10, 21:28   #1
` Aηℓadım aяtık…! Gideηℓeяe ait beηim sevmeℓeяim
 NeFeS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Çanakkale Zaferi'nin 95. yıldönümü

Çanakkale Zaferi'nin 95. yıldönümü...



.
.
.
.






18 Mart Çanakkale Zaferi



Tarihteki ve Ulusal Yaşantımızdaki Yeri






Turhan OLCAYTU * E.Tümgeneral



3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası'nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşlarıTürk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.
Çanakkale Zaferini büyük Türk Ulusuna Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Türk bağımsızlık savaşının temelleri Çanakkale'nin sularında Conkbayırı'nda ve Anafartalar'da atılmış bu zaferler Türk Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır.
Türk Ulusu; İstanbul'u kurtaran Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale'den tanımış; 19 Mayıs 1919'da O Samsun'a çıktığı gün Suriye ve Filistin cephelerinden terhis olarak Anadolu'ya dönen Türk halkı "bu benim kahraman komutanımdı" diyerek O'nun etrafında kenetlenip İstiklal Savaşı'na katılmıştır.
Türk Ulusu ve dünya O'nu böylece tanırken O da Conkbayırı'nınKocaçimen'in kan deryası can pazarında ulusunun ve Türk askerinin asıl cevherini yakından tanıyarak daha sonra girişeceği Bağımsızlık Savaşını kesin zaferle sonuçlandıracağı kanaatini daha o zamandan edinmiştir. 18 Mart zaferi kazanılmasaydı düşman donanması daha 1915'in Mart ayında İstanbul'a girerek Osmanlı İmparatorluğu'nu çökertebilecekti.
Çanakkale Boğazı'nı denizden aşıp İstanbul'a giremeyen İtilaf Devletleri 25 Nisan 1915'ten başlayarak 8-9 Ocak 1916'ya kadar süren Çanakkale kara savaşlarında Mustafa Kemal tarafından durdurulamasaydı Birinci Dünya Savaşında Çarlık Rusyası en kısa yoldan müttefiklerinin yardımlarına kavuşacağı için yıkılmayacak muhtemelen Ekim 1917 Bolşevik İhtilali de olmayabilecekti. Bu durumda Almanya'nın yenilgisi hızlanacak ve 1. Dünya Savaşı belki de 1915'te sona erecekti. Çanakkale Zaferi; harbin 4 yıl sürmesine üç imparatorluğun (Osmanlı Çarlık ve Avusturya/Macaristan İmparatorlukları) tarih sahnesinden silinmesine neden olmuştur. Gelibolu Yarımadası'nda düşmana kesin darbeler vurarak onları yenilgiye uğratan Alb. Mustafa Kemal'in Anafartalar tepesinde yaktığı zafer meşalesiKurtuluş savaşımızın da yolunu aydınlatmıştır.
Böylece 18 Mart deniz zaferimizi taçlandıran 25 Nisandan sonraki kara savaşlarında Mustafa Kemal'in etkin liderliği sayesinde kazanılan zaferlerin ulusal tarihimize ve dünya tarihine yön veren etkin rolünü yukarda belirtilen noktalarda toplamak mümkündür.



18 MART 1915 ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI VE ÖNCESİ


Boğaz savunması girişten itibaren "Dış-Orta-İç Tabyalar" olmak üzere üç savunma grubu halinde tertiplenmişti. Boğaz kıyıları boyunca 20 tabyamızda çoğunluğu kısa menzilli ve eski model 170 adet top mevzilendirilmişti. İtilaf Devletlerinin savaş gemilerinde çoğunluğu büyük çaplı uzun menzilli 247 adet en modern toplar bulunmaktaydı.


İtilaf Devletlerinin Akdeniz Başkomutanı Amiral Carden Boğazı geçerek İstanbul'a girmek için üç aşamalı saldırı planı yapmıştı. İstanbul'a bir ay içinde ulaşacağını hesaplamıştı. Plan gereğince 3 Kasım 1914 günü 7 zırhlı ile Boğaza bir keşif taarruzu yaptı. Girişteki tabyalarımız zarar gördü. İkinci saldırıyı 19-25 Şubat 1915 tarihleri arasında 7 gün süreyle devam ettirdi. Türk topçusunun atış menzili dışından yapılan bombardımanlar etkili oldu. 19 topumuz ve Boğaz girişindeki tabyalarımız kullanılamaz hale geldi. 26 Şubat günü düşman donanması Boğaza girdi orta kesimdeki tabyalar 8 saat süreyle kesintisiz bombardımana tabi tutulup sarsıldı. Bu başarılar üzerine Amiral Carden Londra'ya çektiği bir telgrafta 14 gün içerisinde İstanbul'a ulaşabileceğini müjdeliyordu. Amiral hazırlıklarını tamamlamaktaydı. Son darbe 18 Martta indirilecekti. Ne var ki kağıt üzerinde yapılan bu savaş planında Türk'ün kahramanlığı ve savaş azmi hesaba katılmadığı için evdeki hesap çarşıya uymayacaktı.



18 MART 1915 GÜNÜ SAVAŞI


18 Mart günü bundan 85 yıl önce Çanakkale'de ufukları ümit ve zafer neşesi kaplayan bir gün daha doğdu. İtilaf Donanması 18 savaş gemisiyle saat 10.00'da boğazı yarıp geçmek üzere girmeye başladılar. İlk ateşi TRIUMPH zırhlısı Çanakkale'ye 12 Km. mesafedeyken saat 11.15'te açtı. Savunma planımıza göre gemiler topçularımızın ateş menziline girinceye kadar pusuda bekleyecek ve baskın tarzında ateş açılacaktı. Nitekim böyle yapıldı. Düşman; yaklaştıkça topçularımızın giderek yoğunlaşan isabetli atışlarıyla karşılaşıyordu. Saat 12.00'ye geldiğinde orta kesimdeki 3 tabyamız ağır hasar almış ama ayakta kalan diğer topçularımızın hedefini şaşmayan mermileri AGAMENNON zırhlısının çelik yeleğini parçalamış INFLEXIBLE zırhlısının komuta köprüsü uçurulmuş ve bu arada düşman donanması Çanakkale'ye 7 Km. kadar sokulmayı başarmıştı. Savaşın en şiddetli anları yaşanıyordu. Türk topçuları Boğazı cehenneme çeviriyor düşman zırhlıları da kıyı şeridindeki mevzilerimizi hallaç pamuğu gibi atıyor kıran kırana bir savaş oluyordu.
Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış BOUVET zırhlısı yırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçarken bir gece önce Dz. Yzb. Hakkı'nın NUSRET mayın gemisiyle boğaza döşediği mayınlara çarparak 639 personeli ile birlikte karanlık limanın sularına gömülerek kayboluyordu. BOUVET'in imdadına koşan SUFFREN ve GAULOIS da aynı akıbete uğramıştır. Saat 15.00'te IRRESISTIBLE ve onu takiben 16.00'da INFLEXIBLE ve 10 dakika sonra OCEAN zırhlıları tam ileri atılacaklarken onların da ayakları Yzb. Hakkı'nın tuzağına takılarak batarken INFLEXIBLE güçlükle kurtularak römorkör yedeğinde İmroz'a dönüyordu. Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden bir bu kadarı da ağır hasara uğrayan gemilerini acıyla seyreden Amiral De ROBECK kalanları kurtarabilme telaşıyla saat 17.30'da boynu bükük çekilme emrini veriyordu.






ÇANAKKALE ZAFERİ


Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.
1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havan topu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu subay ve erlerimiz şehit düştü İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.
24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.
19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.
İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan mayla Boğaz'a saldıracağını yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi.
Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı.
18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan o dönemin en büyük deniz gücü üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.
İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Oceanİrresistible Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince Bouvet Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.
İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra tüm gemilerDardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:
«İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»
Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.
«Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»
Türk tabyaları Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler.
İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlı­yordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı ve askerler o yöreye yerleştirildi.
Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da savaştı. Cephanesi biten askerlere:
— Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ;
— «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.
Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale Beşike Bolayır Seddülbahir Anbumu Kabatepe Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.
Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.
Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu.
Bağımsızlığımızı savunmak yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir.



SEVGİLİ ARKADAŞLAR!


Çanakkale Savaşları yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler gemileriyle Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u almak istiyorlardı.
Osmanlı ordusu İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır.
300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü 18 Mart 1915 tarihinde düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle her 18 Mart gününde Çanakkale Savaşlarını anmaktayız.
Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri 3 Kasım 1914’de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915’de düşman donanması kesin hücuma başladı. Osmanlı ordusunun karşı ateşi ile tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915’de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması tekrar geri çekilmek zorunda kaldı.
Çanakkale Boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz Fransız Avustralya Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalara yapılan çıkarma harekatını Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur.
Sevgili arkadaşlar!
Çanakkale Savaşları Türk Tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir.
Allah bizlere bir daha böyle bir savaş göstermesin!!!



- Bu yazıyı paylaşmamım asıl sebebi tarih kitabı yerine bir askerin bakış açısını sizlerele paylaşmaktır aynı zamanda bakmakla görmek arasında ki o büyük farkı bizlere sunmasıdır...



Geçmişini bilmeyen bir millet geleceği göremez!


UNUTMAYIN / UNUTTURMAYIN....





-------------



Çanakkale Zaferimizin 95. yılında başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu güzelim vatanı bizlere kanlarıyla emanet eden şehit ve gazilerimizi rahmetle ve saygıyla anıyoruz...

Bir €L!F MikTarı SuS GönLüm.
NeFeS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş =)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 18-03-10, 21:38   #2
¤MoИdLiCht¤
 AyIsIgI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Bütün sehidlerimizin ruhu sad oldun,Allah sefaatlerine nail eylesin...

AyIsIgI isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 18-03-10, 21:46   #3
¤MoИdLiCht¤
 AyIsIgI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
ÇANAKKALE ZAFERİ ve ADSIZ KAHRAMANLAR

Alman ve İngilizler’in sanayî rekâbetinden doğan I. Cihan Harbi başladığı zaman Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakkî istibdâdı altındaydı. Bu kadro, millî târihimizin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Sultan Abdülhamîd Han’ı yahûdî güdümlü bir entrika sonunda tahtından indirerek işbaşına gelmişti. Ancak çok geçmeden kısmen gaflet, kısmen de müteselsil ihânetler neticesi olarak devleti felâketten felâkete sürüklemişler ve geniş ülkesiyle harp sâhası dışında kalması zor olan Osmanlı Devleti’ni askerî ve ahlâkî bakımdan tehlikeli bir noktaya getirmişlerdi.

Oysa 1911 Trablusgarb ve 1912 Balkan Harpleri fâcialarının açtığı yaralar henüz sarılmamıştı. İç siyâsette hasımlarını dehşetli bir terörle bertaraf etmek yoluna giden İttihat ve Terakkî kadrosu, harplerin doğurduğu iktisâdî sıkıntıları da istismâr etmek suretiyle zengin olma yolunu tutmuştu. Diğer yandan, taraflar arasında kendi içlerinde bir birlik de yoktu.

Talat ve Enver Paşalar, Almanlar’a taraf olurken, Cemâl Paşa Fransızlar’ın dâhil olduğu îtilâf grubunu tercîh etmekteydi. Fakat bu grupta yahûdî güdümlü İngilizler vardı. Bunlar harp neticesinde Filistin’i ele geçirip yahûdîye ciro etmek husûsunda kararlıydılar. Aynı grupta bulunan Ruslar’ınsa, topraklarımız üzerinde târihî emelleri vardı. Bu yüzden Cemâl Paşa’nın teşebbüsleri netice vermedi.

Harp başladıktan kısa bir müddet sonra Rusya’da başgösteren açlık, 1904 ihtilâl tecrübesinden bakıyye kalan komünistlere yeni bir fırsat oluşturdu. Komünistler, bu iktisâdî sıkıntıları istismâr ederek Çarlık idâresini sarsmaya başladılar. Durumun bir komünist ihtilâline dönüşmemesinin yegâne çaresi, müttefiklerince Rusya’ya gıdâ ve sâir yardımlarda bulunmaktı.

Ancak bunun için Romanya üzerindeki Galiçya cephesini geçmek, askerî bakımdan oldukça güçtü. Fakat bu sırada Alman istihbâratının tertîbi olan esef verici bir hâdise, düşmanın ekmeğine yağ sürdü; Goben ve Breslaw (sonradan Yavuz ve Midilli) adındaki iki Alman zırhlısı, gûyâ düşman takibinden kaçıyormuş gibi bir görünüşle Çanakkale Boğazı’ndan içeriye girdi. İttihat ve Terakkî hükûmeti, müttefiklerince protesto edilen bu hareketi, gemilerin satın alındığı yolunda bir cevapla geçiştirmeye çalıştı. Böyle bir tavrın Osmanlı Devleti’ni gereksiz ve vaktinden önce harbe sokacağını hesap edemeyen gâfiller, bir de Türk sancağı çektikleri bu gemilerin kumandan ve personelini değiştirmek ihtiyâcını dahî hissetmediler.

Sadece onları Osmanlı kıyafetine büründürmekle yetindiler. Birkaç gün sonra bu iki zırhlı, gûyâ bir gezinti maksadıyla Karadeniz’e açıldı. Çok sonradan sâbit olduğu üzere Enver Paşa’nın tâlimatıyla önce bir Rus nakliye gemisine saldırdı ve sonra da Sivastopol’u bombardıman etti. Böylece yahûdî asıllı Alman amirali Suşon’un oldu bittiye getirmesiyle Osmanlı Devleti, cihan harbi yangınına itilmiş oldu.
İşte bu sebepledir ki müttefikler, boğazları geçerek Rusya’ya yardım götürmek ve muhtemel bir komünist ihtilâlini önlemek gâyesiyle Çanakkale’ye saldırdılar.

Cihan târihinin en azametli harplerinden biri olan Çanakkale muhârebeleri, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi üç büyük devletin buraya yığdığı en modern zırhlılar ve üçyüzbin kişiden ziyâde askere rağmen başarımızla sonuçlanmıştır.
Ama ne pahâsına!.. 250.000 harp sâhasında, takriben 150.000 de hastanelerde olmak üzere 400.000 vatan evlâdının şehâdet şerbetini içmesi neticesi…

İttihatçıların kötü idârelerine ve askerî bakımdan binbir noksanlığa rağmen Mehmedcik, silâh kifâyetsizliğini îmânıyla telâfî ederek Osmanlı’nın târihine en son altın sayfalarından birini Çanakkale’de ilâve etmiştir.
Aşağıdaki beyitler, Çanakkale’nin hakîkî şehîd cengâverlerini ne güzel dile getirir:

Neslindeki geçmiş şühedânın adedinden,
Erkam utanır zîr-i zemînler utanırken!
Ön safta koşar ilk ölü şevkiyle ölürsün;
Arzın yaşayanlardaki zevkiyle ölürsün!
Tâvîz-i bekâ etmeyerek öyle tese’ül,
Eltâfını, şânın şerefin addederek zül;
İsminle de, cisminle de hep birden ölürsün,
Meçhûl olan eb’âda düşersin, gömülürsün!
Târîhe girersin de bilinmez nedir ismin,
Târîhi yapan sen, senin efsânedir ismin..
Yâdın, haberin son nefesinden de küçük, az;
Öldükte peyâm-ı ademin halka yayılmaz!
Âfâkı tutan velveleler, arbedelerle,
Gökten ebediyyet dilenen âbidelerle,
Meçhûlün o hodgâm, o şeref-âver ölümler,
Meçhûlün o te’yîd-i hayât eyler ölümler…
Yoktur cesedin, zıll-i zevâlin bile bâzen,
Yoktur o avâm âbidesi tahta cenâzen!
Kabrin! O da yok.. Varsa da tek bir taşı yoktur;
Nâşın gibidir; sînesi yoktur, başı yoktur!..

Çanakkale Zaferi’nin maddî silâhdan ziyâde îmân kuvvetiyle kazanıldığının sayısız misâli vardır. Bunlardan biri olarak bu cepheye gönüllü katılmış yedek subay Muallim Hasan Ethem merhûmun şehîdlik mertebesine ermeden az evvel anasına yazdığı ve oradaki askerin hepsine şâmil mânevî iklîmi aksettiren mektubunun bir parçasını dikkatlerinize aksettiriyoruz:
Vâlideciğim!

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasîhat-âmiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde (gölgesinde) otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş rûhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukadddes bir vazîfenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selâmlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.

Gözlerimi biraz sağa çevirdim; güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir sadâ ile beni müjdeliyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim; çığıl çığıl akan dere, bana vâlidemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu… Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sadâsıyla beni tebşîr ediyor ve hissiyâtıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

Sanki bülbül, bu terennümü ile benim duygularımı aksettiriyordu: «Vâliden kaderine küssün, ne yapalım! O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içeçek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin âheste akışını tedkîk edecek, çıkardığı derûnî nağmeleri duyacak idi.»
Şu anda bu güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Dâvûdî sesli yiğit bir er ezân okuyor…

Aman yâ Rabbî! Bu ovada bu lâhûtî ses, sanki başka bir âlemden geliyordu; ne kadar güzeldi! Bülbüller bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, herşey, bütün mevcûdât onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezân-ı şerîf bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemâat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.
Dünyânın bütün dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim:
«Ey yerlerin ve göklerin Rabbi! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Hâlıkı! Sen bütün bunları bizlere verdin. Yine bizlerde bırak! Böyle güzel yerler ve şu nîmetler, seni takdîs ve senin yüceliğini tasdîk eden bizlere âid olsun!

Ey benim ulu Allâh’ım! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri, senin ism-i celâlini İngiliz ve Fransızlar’a tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsân eyle ve huzûrunda titreyerek, böyle güzel ve sâkin bir yerde sana duâ eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!..» diyerek duâ ettim ve kalktım.
Artık benim kadar mes’ûd, benim kadar mesrûr bir kimse tasavvur edilemezdi.

Anneciğim, diğer oğlun Hâlid de benim gibi güzel yerlerdedir.
Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor! İnşâallâh düşman askerini kahreder de zaferle yanına döner ve düğünümü yaparız, olmaz mı?
Vâlideciğim, bizleri duâlarından unutma! Allâh senden râzı olsun!..
Oğlun Hasan Ethem
4 Nisan 1331 - 17 Nisan 1915
İşte Çanakkale Zaferi, böyle büyük kahramanların canları mukabilinde bize sundukları bir muvaffakıyet, bir hediyyedir. Ve bu şanlı müdafaa harbinin her zafer hamlesinde bunun gibi bilinen ve bilinmeyen nice misâller mevcûddur. İşte ibret dolu misâller:

Bir Şehîdimizin Son Sözleri

2 Haziran 1916’da Kolağası (Yüzbaşı) Mehmed Tevfîk, Çanakkale Harbi’nde bir İngiliz mermisi ile yaralanmış ve şehîd olmadan önce şu mektubu yazmıştı:
Ovacık yakınlarındaki Ordugâhtan 18 Mayıs 1331 Pazartesi (1916)
Sebeb-i hayatım, feyz-i refîkım,
Sevgili babacığım ve vâlideciğim,
Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muhârebede sağ yanımdan ve pantolonumdan hâin bir İngiliz kurşunu geçti. Hamdolsun kurtuldum. Fakat, bundan sonra gireceğim muhârebelerden kurtulacağıma ümîdim olmadığından, bir hâtırâ olmak üzere, şu satırları yazıyorum.

Hamd ü senâlar olsun Cenâb-ı Hakk’a ki, beni bu rütbeye kadar ulaştırdı. Yine mukadderât-ı ilâhiyye olarak beni asker yaptı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla, beni vatan ve millete hizmet etmek için nasıl yetiştirmek lâzımsa öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz-i refîkım ve hayatım oldunuz. Hakk Teâlâ Hazretleri’ne nihâyetsiz hamd ve sizlere sonsuz teşekkürler ederim.
Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etmek zamânıdır. Vatanıma olan mukaddes vazîfemi yerine getirmeye çalışıyorum. Şehîdlik rütbesine kavuşursam, Allâh’ın en sevgili kulu olduğuma kanâat edeceğim. Asker olduğumdan, bu her zaman benim için pek yakındır.

Sevgili babacığım ve vâlideciğim! Gözbebeğim olan hanımım Münevver’i ve oğlum Nezihciğimi önce Cenâb-ı Hakk’ın sonra sizin himâyenize bırakıyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapmaya çalışınız. Servetimizin olmadığı mâlumdur. Mümkün olandan fazla bir şeyi isteyemem. İstersem de boşunadır. Refîkama (hanımıma) hitâben yazdığım kapalı mektubu lütfen kendi eline veriniz! Tabiî ağlayıp üzülecek; tesellî ediniz. Allâh Teâlâ’nın takdîri böyle imiş. İsteklerim ve borçlarım hakkında refîkamın mektubuna koyduğum deftere ehemmiyet veriniz! Münevver’in hâfızasında veyahut kendi defterinde kayıtlı borçlar da doğrudur. Münevver’e yazdığım mektubum daha geniştir. Kendisinden sorunuz.

Sevgili baba ve vâlideciğim! Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur. Beni afvediniz! Hakkınızı helâl ediniz! Rûhumu şâd ediniz! İşlerimizin düzeltilmesinde refîkama yardımcı olunuz!
Sevgili hemşîrem Lütfiyeciğim!
Bilirsiniz ki, sizi çok severdim. Sizin için gücümün yettiği nisbette ne yapmak lâzımsa isterdim. Belki size karşı da kusûr etmişimdir. Beni afvet, mukadderât-ı ilâhiyye böyle imiş. Hakkını helâl et, rûhumu şâd et! Yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih’e sen de yardım et!

Ey akrabâ ve dostlarım, cümlenize elvedâ! Cümleniz hakkınızı helâl ediniz! Benim tarafımdan cümlenize hakkım helâl olsun! Elvedâ, elvedâ! Cümlenizi Cenâb-ı Hakk’a tevdî ve emânet ediyorum. Ebediyyen Allâh’a ısmarladık, sevgili babacığım ve vâlideciğim…
Oğlunuz
Mehmed Tevfîk
Diğer bir cengâver şehîdden ibretli bir tablo:

Kolumu Kesiver Kumandanım!

Çanakkale muhârebelerinde kumandanlık etmiş, yaralanmış emekli bir subay hâtırâtında şöyle anlatıyor:
Çanakkale Harbi’nin devam ettiği günlerden birindeyiz. O gün akşama kadar devam eden savaş, bu nisbetsiz üstünlüğe karşı yine zaferimiz ile netîcelenmek üzereydi. Gözetleme yerinde muhârebenin son safhasını heyecanla takip ediyordum. Mehmedciklerin “Allâh Allâh…” nidâları ufku titretiyor, korkunç bir medeniyetin bütün heybetini temsil eden top seslerini bile bu müthiş haykırışlar bastırıyor gibiydi.

Bir aralık yanımda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş yüzünde müthiş bir ızdırap okunuyordu. Daha neyin var demeye kalmadan, o herşeyi anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kolu bileğinin dört parmak kadar yukarısından aldığı bir isâbetle hemen hemen tamamen kopacak hâle gelmişti ve elini yere düşmekten ancak zayıf bir deri parçası alıkoymakta idi. Ali Çavuş dişlerini sıkarak ızdırâbını yenmeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı bana uzattı:
“–Şunu kesiver kumandanım!” dedi.
Bu üç kelimelik cümle, öyle müthiş bir istek, öyle bir mecbûriyet ifâde ediyordu ki, gayr-i ihtiyârî çakıyı aldım ve derinin ucunda sallanan eli koldan ayırdım. Bu tüyler ürpertici vazîfeyi yaparken de:
Üzülme Ali Çavuş, Allâh vucûduna sağlık versin!” diye moral vermeye çalışıyordum.
Çok geçmeden Ali Çavuş, yalnız elini değil, vatan uğruna fânî vucûdunu da fedâ etti. Gözlerini hayata yumarken de:
Vatan sağ olsun! Allâh îmândan ayırmasın!.. Canım vatana fedâ olsun!..” cümlelerini tekrarlayarak son nefesini vermiş, etrafı küçük bir kan gölü hâline gelmişti.
Çanakkale harbi nasıl bir îmân gücüyle kazanıldı? Bu hususta, bizzat harbe iştirâk etmiş bulunan kahraman yiğitler, zaferin taktiğini şu şekilde anlatıyorlardı:

“Gönüllerimiz Allâh’a niyâz hâlindeydi. O’nun yardım ve istiânesine sığınmıştık. Kumandanlarımız da sürekli olarak bize «Salât-ı Nâriyye»yi okutturuyorlardı… Böylece ilâhî yardıma nâil olduk…”
Te’yîd-i İlâhî (İlâhî Yardımlar)

Çanakkale müstahkem mevkî kumandanı Mirlivâ Cevat Paşa, Boğaz’a çöreklenen düşman donanmalarının bombardımanları karşısında melûl ve mahzûn bir halde iken aşırı yorgunluktan dolayı hafîf bir uykuya dalmıştı. Rü’yâsında hâtiften bir ses işitti:
“–Ey Cevat! Sizler Allâh Teâlâ’nın yüce kelâmına hürmet ve tâzim edersiniz. Bunun için Cenâb-ı Hakk’ın yardımı size müjdeler olsun! Şu denizin üzerine bir bakıver!”

Cevat Paşa, denizin üzerine baktığında, bir nûr cümbüşü arasında «kef» ve «vav» harflerini gördü. Ardından uyandı.
Ertesi gün Cevat Paşa, bir mezarın başında Fâtiha okurken rü’yâsındaki sesi bir daha işitti:
“–Ey Cevat! Depolardaki 26 mayını denize döşe!”
Heyecana kapıldı. Mânevî bir muammâ ile karşı karşıya idi. Bunu nasıl çözeceğini düşünürken az ilerde kendisini süzen nûr yüzlü bir zâta rastladı. O zât, Paşa’ya yaklaştı ve bir derdi olup olmadığını sordu. Paşa da, olup bitenleri anlattı. O Allâh dostu, Paşa’nın anlattığı muammâyı derûnî bir vukûfiyetle açıkladı:
“–Evlâdım! Deniz üzerinde gördüğün nûr, zaferimize alâmettir. Kâfirlerin bu topraklara sahip olamayacağını gösterir. «Kef» ve «vav» harfleri ise, “ebced” hesabına göre 26 eder. O halde deponuzdaki 26 mayını döşemeniz, zaferin en büyük hamlelerinden biri olacaktır.”

Bu sözlerinin ardından o nûr yüzlü zât, gözden kaybolup gitti.
Artık mes’eleyi iyice idrâk etmiş bulunan Cevat Paşa, vakit geçirmeden mezkûr mayınların döşenmesi için derhal emir verdi. Nusret Mayın Gemisi ile döşenen mayınlar, Yüzbaşı Hakkı Bey’in kumandasında vazîfesini mükemmel bir şekilde yerine getirdi. Gece yarısı denize salınan mayınların her biri tekbîr ile suya yerleştirilmişti. O sabah Yüzbaşı Hakkı Bey, vazîfesini tamamladıktan sonra geçirdiği bir kalb krizi ile şehîd oldu.

Ertesi gün, düşman zırhlıları Boğaz’a girdiğinde, gece döşenmiş olan mayınlar, vazîfelerini îfâ etmeye başladı. Neticede düşman donanmasının birkısım mühim zırhlıları bu mayınlarla Boğaz’ın sularına gömüldü. Böylece düşmanın hücûmu akâmete uğradı.
Büyük bir te’yîd-i ilâhîye mazhar olunmuştu. İhlâsın ve Allâh’a samîmî ilticânın fütûhâtı, çok bâriz bir şekilde müşâhede edilmekteydi. Zîrâ Çanakkale’nin îmânlı ordusu, dîn-i mübîn ve vatanları uğruna çarpışıyordu. Bunun için onlar ilâhî yardıma muhâtab oldular. Allâh Teâlâ buyurur:

“Siz Allâh’ın dînine (onu muhlisler olarak yaşayarak ve başkalarına da ileterek) yardım ederseniz, Allâh da size yardım eder.” (Muhammed, 7)
Bu yardıma mazhar olan Koca Seyyid’in hâtırâsı, unutulmayan gerçeklerdendir.

Koca Seyyid
Rumeli Mecidiye Tabyası, korkunç bir düşman saldırısı neticesinde neredeyse tamamen imhâ edilmişti. Cephaneliğin büyük kısmı havaya uçmuş, onaltı topçumuz şehîd olmuştu. Koca Tabya’dan ayakta kalabilen bir yüzbaşı, iki nefer, bir de vinci kırılmış, ağzına mermi alamayan tek bir top idi.
Yüzbaşı, etraftaki birliklere durumu haber vermek için uzaklaşmıştı ki, erlerden Koca Seyyid, denizin üzerinde ateş ve ölüm püskürerek ilerleyen düşman gemilerine bakarak derin derin içini çekti. Gözleri doldu. Acziyyet içinde çırpınan yüreğinin mahzûniyetiyle ellerini yüce Mevlâ’ya kaldırdı ve:
“Yâ Rab! Ey kudret sâhibi Allâh’ım! Bana şu an öyle bir kuvvet ver ki, hiçbir kulun benden daha güçlü olmasın!” diyerek Rabbine sığındı, O’ndan yardım istedi.

Koca Seyyid, dünyâ âleminden sıyrılmıştı ve sadece Rabbinin huzûrunda idi. Gözlerinden akan yaşlar yanaklarından aşağı süzülüyordu. Vird hâlinde bir müddet:
Sonra birden «Yâ Allâh» diye haykırdı ve arkadaşının hayret ve şaşkınlık dolu nazarları arasında 215 okkalık (yaklaşık 276 kiloluk) mermiyi kavrayıp kaldırdı. Demir basamakları üç kez inip çıktı. Göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtıları duyuluyordu. Sel gibi ter döküyordu. Koca Seyyid, çatlamış dudaklarıyla:
“Allâhım! Benden kuvvetini esirgeme!” duâsına devam ediyordu.

Nihâyet topun ağzına sürdüğü meşhûr üçüncü mermiyle savaşın kaderi değişti. İngilizler’in “Oşin” isimli zırhlı gemisi vurulmuş ve denizin üzeri cehennemî bir aleve bürünmüştü.
Hâdiseyi öğrenip Cenâb-ı Hakk’a şükreden Cevat Paşa, Koca Seyyid’i tebrîk ederken ondan aynı ağırlıkta bir başka mermiyi tekrar kaldırmasını istediğinde Koca Seyyid, şu cevabı verdi:
Paşam! Ben bu mermiyi kaldırırken gönlüm Allâh’ın feyziyle dopdolu ve te’yîd-i ilâhîye mazhar idi. Kendimde bir başkalık hissetmekteydim. Bu ağırlığı kaldıracak bir makama ulaşmışsam, Cenâb-ı Hakk’a yaptığım duâların mukâbilinde O’nun nusret ve inâyetinin tecellîsi idi ki bu, o âna mahsûstur. Şimdi kaldıramam kumandanım; mâzur görün!..”

Seyyid’in bu sözleri üzerine Cevat Paşa:
“–Evlâdım! Büyük bir iş başardın. Bir mükâfât iste benden?” dedi.
Allâh’a kulluktan başka her şeyi gönlünden silmiş bulunan fedâkâr yiğit, rûhundaki ikinci kahramanlığı da:
“–Kumandanım! Hiçbir talebim yoktur; lâkin ben pehlivan yapılı olduğumdan dolayı günde bir somun yetmiyor. Düşman karşısında daha güçlü olmam için emretseniz de bana iki somun verseler!..” diyerek sergiledi.
Bu isteğe tebessüm eden Cevat Paşa, onu onbaşılıkla mükâfatlandırdı.
Koca Seyyid’in bu hâli, kalbinin samîmiyyet ve saflığını ne güzel ifâde etmektedir.

Dâimâ mâneviyat, maddeden üstün gelince, onu te’sîri altına alır. Nitekim Çanakkale Harbi’ndeki İngiliz kumandanı târihçi Hamilton da, bu hakîkati şöyle îtiraf etmiştir:
“Bizi Türkler’in maddî gücü değil, mânevî gücü mağlûb etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşâhede ettik!..”
Yine Hamilton’un bir kâbus diyerek anlattığı şu rü’yâsı da ibretlidir:

“… Korkunç bir rü’yâ gördüm. Bu, rü’yâdan ziyâde bir kâbus idi. Helles kıyılarında boğulmak üzere idim. Boğazımı demir kıskaç gibi sıkan bir el beni suyun dibine doğru çekiyordu. Uyandığım zaman ter içerisinde idim ve titriyordum. İçimde, çadırımda yabancı birisi varmış gibi bir his vardı…
Şimdiye kadar böyle korkunç bir rü’yâ görmemiştim. Çanakkale’nin meş’um (uğursuz) olduğu fikri aklımda yer etmeye başladı. Bu histen saatlerce kurtulamadım. Sanki biz daha buralara gelmeden âkıbetimiz kararlaştırılmıştı ve şimdi de üzerimizde icrâ ediliyordu…”
O sırada İngiliz Harbiye Nâzırı olan ve müttefiklerin, husûsiyle mütereddid İngiliz hükûmetinin Çanakkale’ye saldırma kararı almasını:

“–Merak etmeyin! Ben üzerimdeki şu bahriye kıyafetiyle Türkler’in payitahtına oturacağım!” şeklindeki sözlerle te’mînat üstüne te’mînat vererek sağlamış bulunan Churcill, muhârebe sonrası niçin mağlûb olduğu sebebiyle muhâkeme edilirken itâb edici ağır suâller karşısında iyice darlandığı bir sırada mahkeme hey’etine şöyle haykırmıştır:

Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale’de Türkler’le değil, Allâh ile harbettik!.. Tabiî ki yenildik…”
Düşman kumandanlarına bu itirafları yaptıran Çanakkale harbinde yaşanan ulvî hâdiseler, Cenâb-ı Hakk’ın nusret ve inâyetini açıkça sergilemektedir:

Bulut İçinde Bayram Namazı
Çanakkale harbinin devam ettiği günlerde bir Ramazan bayramı arefesiydi. Cephe kumandanı Vehip Paşa, 9. Tümen’in genç imâmını çağırarak mahzûn bir şekilde istemeye istemeye şöyle dedi:
“–Hâfız! Yarın Ramazan bayramı. Asker toplu olarak bayram namazı kılmak istiyor. Ne dediysem, vazgeçiremedim. Ancak böyle bir şey, pek tehlikeli, yâni düşmanın arayıp bulamayacağı toplu bir imhâ fırsatı olur. Münasip bir dille bunu erata sen anlatıver!..”
İmâm Efendi, Paşa’nın yanından henüz ayrılmıştı ki, karşısına nûr yüzlü bir zât çıktı ve:
“–Oğlum! Sakın ola askerlere bir şey söyleme! Gün ola hayır ola; Allâh ne derse, öyle olur..” dedi.

Ertesi sabah, herkesi hayrette bırakan ilâhî bir tecellî yaşandı. Gökten hevenk hevenk bulutlar indi ve gönlü Allâh’a kulluk aşkıyla dopdolu olan mü’min askerlerin üzerini kapladı. Onları dürbünle gözleyen düşman kuvvetleri, artık bembeyaz bulutlardan başka bir şey göremez oldu. O sabah bambaşka bir mânevî heyecan içinde kılınan bayram namazında alınan gür tekbîrler, dalga dalga semâya yükseliyordu. Nûr yüzlü ihtiyâr zât, Fetih Sûresi’nden birkısım âyetleri tilâvet ederken askerlerin gönüllerinden taşan kelime-i tevhîd sesleri, birer îmân sayhası hâlinde düşman saflarından bile duyulmaktaydı.

İşte bu esnâda İngiliz kuvvetleri arasında büyük bir kargaşa başgösterdi. Zîrâ çeşitli İngiliz sömürgelerinden kandırılarak toplanıp getirilmiş bulunan birkısım müslüman askerler, yine kendileri gibi müslüman bir toplulukla savaştıklarını, işittikleri tekbîr ve tevhîd seslerinden anlamışlar ve bunun üzerine isyân etmişlerdi. Ne yapacağını şaşıran zâlim İngilizler, onların bir kısmını kurşuna dizdi, diğerlerini de alelacele cephe gerisine çekmek zorunda kaldı.

Düşmanı Yutan Bulut
Düşmanın Çanakkale’de müthiş bir taarruza geçtiği bir gündü. Hamilton’un kumanda ettiği harekâtta İngilizler hiçbir netice alamamıştı. Husûsiyle 29. Tümen’leri ağır zâyiat vermişti.
Ancak o gün Kraliyet Norfolk Alayı’nın bir bölümü, az bir mukâvemetle karşılaştığı için içerilere doğru ilerlemeye muvaffak olmuşlardı. Alay, Azmak Deresi’nin kuru yatağını geçmiş, Kayacık Ağılı mevkiinden Damakçı Bayırı’na doğru yavaş yavaş yürüyordu. Karşılarında küçük bir tepe vardı. Üzerinde de garip, soluk renkte bir bulut durmakta idi. Alay tepeye doğru ilerledi ve bulutun içine girip kayboldu.

Şâhid olanların imzalarıyla İngiliz kaynaklarında da yer alan bu hâdise, düşman birlikleri arasında dehşet uyandırdı. Zîrâ tepenin üzerindeki bulut, 267 kişilik İngiliz askerlerinin son neferini alıncaya kadar beklemiş, sonra da sanki yükünü almış gibi havalanmıştı. Yine o esnâda ortaya çıkan yedi-sekiz kadar bulutla birleşerek kuzeye, yâni Trakya istikâmetine doğru uçup gitmişti.
Bugün hâlâ o İngiliz askerlerinin âkıbetlerinin ne olduğu bilinmemektedir. Ne esir, ne de ölüm kayıtları, iki tarafta da mevcûd değildir.

Bu hâdise de, Çanakkale savaşlarında fiziken çözülemeyen ve dünyevî ölçülere göre meçhûl kalan, ancak hakîkati tesbît edilmiş bulunan ilâhî yardımlardan biridir.

Bir Testi Su
Çanakkale gâzîlerinden merhûm Lâdikli Ahmed Ağa’nın şâhid olduğu şu hâdise de, o sıkıntılı günlerdeki ilâhî yardımın bir tezâhürüdür:
Cehennemî bir ateş altında askerlerin damarlarını kurutacak derecede bir susuzluk yaşanıyordu. Tam bu esnâda nûr yüzlü bir zât, elinde bir testi su olduğu halde siperlerin arasında peydâ oluverdi. Bütün askere buz gibi su dağıttı; yine de testisindeki su bitmedi. Lâdikli Hacı Ahmed Ağa da, bu zâtın testisinden su almıştı. O zât, Ahmed Ağa’ya:

“–Evlâdım! Yaralanırsan, matarana aldığın sudan sürüver!” dedi.
Nitekim bir iki defa yaralanan Ahmed Ağa, yaralarına bu sudan sürdü ve kısa zamanda şifâ buldu.
İsminin Kaşıkçı Dede olduğunu söyleyen bu zât ise, Kilitbahir’de medfûn, yıllar önce vefât etmiş bir Allâh dostu idi.
Bu hâdise gösteriyor ki, Allâh’ın izniyle evliyâullâhın Çanakkale harbinde büyük yardımının olduğu muhakkaktır.

Hayâl Ötesi Bir Ferâgat
Çanakkale harbindeki îmân ordusunun erleri, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in mânevî terbiyesinde yetişmiş bulunan ashâb-ı kirâmın ahlâkını kendilerine nümûne bilmiş ve onların mâneviyatına gönül vermiş kimselerdi. Bunlardan biri olan er Hüseyin, çok ağır yaralanmış, tedâvî görmekteydi. Ancak durumu içaçıcı değildi. O da bunun farkındaydı. Bunun için arkadaşlarının kendisine verdikleri ekmeği eline almış, tam ısırmak üzereydi ki, âniden durakladı. Ve ashâbın gösterdiği ferâgat nümûnelerinden birinin âdetâ yeniden tekerrürü sadedinde mü’min kardeşini kendi nefsine tercîhen büyük bir îmân vecdiyle:

“–Can dostlarım! Bu ekmeği benim yemem doğru değildir. Çünkü benim ölümüm iyice yaklaşmış bulunmaktadır. Alın bunu yaşayacak olan yiğitlere verin!..” diye haykırdı ve elindeki ekmeği silâh arkadaşı Mustafâ’ya uzattı.
Ne kadar ısrâr ettilerse de, kabûl ettiremediler. Nihâyet bir müddet sonra bu îmân ve ferâgat âbidesi müstesnâ şahsiyet, kendisine nasîb olan mânevî gıdâların haz ve neşvesi içinde şehîden vuslat-ı Mevlâ ile şereflendi.
İşte Çanakkale harbinde, ancak peygamberlere ve yüksek velîlere âid olan infâkın en üst noktasındaki îsâr yaşanıyordu. İlâhî rahmet, bir bahar yağmuru hâlindeydi.

Zâbit Muzaffer
Yüksek tahsîl talebesi olan zâbit Muzaffer, Çanakkale harbinin sürüp gitmesi üzerine ihtiyaca binâen gönüllü asker olarak ordu saflarına katıldı. Üç aylık bir tâlimden sonra Çanakkale’ye sevkedildi. Ancak harp bitmişti. Birliklerin büyük bir kısmı doğu cephelerine sevkedilecekti. Bunun için de harpte yıpranmış bulunan nakil araçlarının lastik v.s. ihtiyaçlarının giderilmesi gerekiyordu. Bu işle, İstanbullu zâbit Muzaffer’i vazîfelendirdiler.
Zâbit Muzaffer, elindeki tezkere ile derhal İstanbul’a gitti. Aradığı malzemeleri bir yahûdî tüccarında bularak erkân-ı harbiyye kaymakamına çıktı. Fakat kaymakam, askerin ayağına postal, sırtına kaput bulamadığı gerekçesini ileri sürdü ve istenilen meblağı vermeyi kabûl etmedi.

Kaymakamın yanından melûl ve mahzûn bir şekilde ayrılan zâbit Muzaffer, ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Birliğine eli boş olarak nasıl dönebilecekti? Cephede çekilen sıkıntıları düşünerek sonunda kararını verdi ve yahûdî tüccarın yanına varıp, siparişlerini hazırlamasını, sabah namazından sonra almaya geleceğini ve parasını da o zaman ödeyeceğini bildirdi. O gece, sabaha kadar çalışarak bir yüz liralık kağıt para hazırladı. İlk bakışta anlaşılamayacak kadar aslına benzeyen bir kağıt paraydı bu.. O zamanlar kağıt paraların üzerinde:
«Bedeli Derseâdet’te altın olarak tesviye olunacaktır.» ibaresi yazılırdı.

Zâbit Muzaffer de, kendi hazırladığı yüz liralığın üzerine:
«Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır.» yazdı.
Sabahleyin erkenden yahûdî tüccarından mallarını aldı ve bu parayı vererek bir gemiyle Çanakkale yolunu tuttu.
Üç gün sonra yahûdî tüccar, elindeki parayı bozdurmak için Osmanlı bankasına gittiğinde, mes’ele ortaya çıktı. Para sahte idi. Paranın üzerinde kasdedilen altın ise, Çanakkale’de dökülen ve altından daha kıymetli olan şehîd kanlarıydı. Her nedense yahûdî, bu duruma sükût etti ve hiçbir aksülamelde bulunmadı. Ancak hâdise, bütün İstanbul’a yayıldı ve bundan Şehzâde Abdülhalîm Efendi’nin de haberi oldu. Şehzâde, derhal alâka gösterdi. Mâlum taklîd parayı, yahûdîden bedeli olan altını vererek aldı ve bunu zarîf bir mahfaza içinde emniyet müzesine hediye etti.

Bu hâdisenin kahramanı olan zâbit Muzaffer ise, gelişen durumdan habersiz birliğiyle birlikte doğu cephesine geçmişti. Orada büyük bir cesaret ve fedâkârlıkla vatan müdâfaasında idi. Kanlı bir çarpışma esnâsında ağır bir şekilde yaralandı. Ardından gelecek nesle, ikinci ve ulvî bir hâtırâ daha bırakarak şehâdet şerbetini içti. Şöyle ki:
Ateş hattında çarpışan ve vazîfesi başında şehîd olan zâbit Muzaffer Bey, son nefesinde artık sesinin çıkmadığı ve gözlerinin birşey anlatamadığı dakikada cebinden bir zarf çıkardı; sonra yerden bir çöp parçası alarak yarasından akan kanlara batırıp yazmağa başladı:

“–Kıble ne tarafta?..”
Etrâfındakiler, rûhunu, beytullâha dönerek Allâh’a teslîm etmek isteyen Muzaffer Bey’in bu arzusunu yerine getirip onu kıbleye çevirdiler. Ölüm ânında, bir yandan yüzü vuslat neş’esiyle dolan zâbit, diğer yandan da mukaddes gâyenin ulvî müdâfaasının kaygısı içerisinde yazısına son bir hamleyle kahraman askerlerine şu mesajı verdi:

“–Bölük Allâh için cihâda devam etsin; kanım yerde kalmasın!..”
Üçüncü bir mesaj daha yazacaktı ki, vakti elvermedi ve muazzez rûhunu şehîden Rabbine teslîm eyledi.

Bir Fransız Generali’nin İtirâfı
Îmânlı askerimizin ulvî hasletlerinin nümûneleri, sadece mü’min kardeşlerine değil, kendilerini öldürmeye gelmiş bulunan düşman askerlerine karşı dahî tezâhür etmekteydi. Bu gerçeği, 1930’da kendilerine âid bir anıt mezarın açılışına gelen Fransız Generali Guro, şehîd Türk askerlerinin kabirlerini de ziyâret etmek isteyerek, etrafındaki çoğu Fransız olan topluluğa karşı yaptığı bir konuşmada şöyle itiraf eder:
Efendiler! Müslüman Türk askeri, ender bulunan bir askerdir. Bu hususta size dimağımda hâlâ taptaze kalan canlı bir hâtırâ nakletmek istiyorum.

Bir sabah günün ilk ışıkları ile birlikte Türkler’le süngü harbine başlamıştık. Onlar, çok ama çok mâhir dövüşüyorlardı. Kendileriyle başa çıkmak mümkün değildi. Akşam geç vakte kadar süren bir çarpışmadan sonra yaralılarımızı toplamak üzere karşılıklı bir anlaşma yaptık. Her iki taraf da yaralılarını almaya başladıklarında, ben de harp sahasına çıktım. O karışık hengâmda gördüğüm bir manzara, değme ressamların fırçalarından bile çıkmayacak bir tablo oluşturmaktaydı. Her şeyi bir kenara bırakıp büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla seyre koyuldum.

Bir Türk askeri, kendi yaralarına yerden avuçla aldığı toprakları bastırıyor, kucağında taşıdığı yaralı için ise, gömleğini yırtıp onun yarasını sarmaya çalışıyordu.
Efendiler! Kendi yarasına toprak bastırdığı halde kucağındaki yaralı için gömleğinden parçalar koparan bu fedâkâr, kahraman ve asil askerin kucağındaki yaralı kimdi biliyor musunuz?..”
Sözlerinin burasında hıçkırmaya başlayan General, gözyaşlarını mendiliyle silmeye çalışarak derin bir iç çekti ve boğuklaşan sesiyle:

“–Efendiler! O Türk yiğidinin kucağındaki yaralı, bir Fransız askeriydi, bir Fransız askeri!..” dedi.
Ardından yere çöktü; elini yüzüne kapatıp ağladı, ağladı, ağladı…

Bu hâl, bir mü’minin rûhundaki ufku göstermeye kâfîdir. Yaradandan dolayı yaradılanlara şefkat ve merhamet…
Buna benzer bir başka hâdise, Çanakkale destanının yıllar sonra ortaya çıkan hikmet ve ibret dolu bereketli bir neticesidir:

Yıllar Sonra
Yıl 1957.. Çanakkale harbine katılan Josef Miller isimli bir Anzak, yakalandığı kanser hastalığı sebebiyle Amerika’da hastahânede bir Türk doktoru tarafından tedâvî edilmekteydi. Bunu öğrenen yaşlı Anzak, Türk doktora:
“–Târihin cilvesine bakın ki, Çanakkale’de ölmek üzereyken beni tedâvî edenler Türkler idi. Şimdi de yıllar sonra bir Türk’ün elinde tedâvî görüyorum..” dedi.
Ardından kendilerinin nasıl kandırılarak Çanakkale harbine getirildiklerini anlattı. Sonra gözleri doldu ve hiç unutamadığı bir hâdiseyi şöyle nakletti:

“–Sahip olduğumuz bütün teknolojik imkânlara ve sayı üstünlüğüne rağmen Türkler’in cesaret ve gayretleri karşısında durmadan geri püskürtülüyor, tekrar taarruz ediyorduk. Bu taarruzlardan birinde başımdan yediğim şiddetli bir dipçikle yaralanıp bayılmışım. Kendime geldiğimde Türkler’in arasında olduğumu anladım. Önce çok korktum. Çünkü İngilizler, bize Türkler’i çok vahşî ve barbar insanlar olarak tanıtmıştı. Fakat iyice kendime gelince gördüm ki, yaralarımı sarmış, beni tedâvî etmişler. Hiç birinin yüzünde bana karşı öfke yoktu. Üstelik bana çantalarındaki yiyeceklerden ikrâm ettiler. İyi biliyordum ki, yiyecekleri yok denecek kadar azdı. Şok derecesinde bir şaşkınlık yaşadım. Burada âdetâ bir misâfir gibiydim. Artık içimden «Yazıklar olsun bana! Yazıklar olsun yalancı İngilizler’e!» diyordum.

Nihâyet serbest bırakıldım ve memleketime döndüm…”
Yaşlı Anzak ağlamaya başlamıştı. Türk doktorun adını sordu. “Ömer” cevabını alınca, yıllardır karar verdiği, fakat bir türlü bir vesîle bulup da ortaya çıkaramadığı bir niyetle yatağından doğruldu. Bir müddet Doktor Ömer Bey’in yüzüne dalgın dalgın baktı. Sonra derin bir nefes alarak o ana kadar tadamadığı bir haz ve vecd içinde:

Evlâdım! Ne güzel bir ismin var! Şimdiden sonra benim adım da Ömer olsun; Anzaklı Ömer olsun!..dedi.
Ardından, kendisini büyük bir şaşkınlık içerisinde dinleyen Ömer Bey’e tekrar seslendi:

“–Müslüman olmak istiyorum!..”
Doktor Ömer Bey’in yardımıyla kelime-i şehâdet getirdi. Sonra bir tesbih ve seccâde ricâ ederek şöyle dedi:
“–Evlâdım! Ben bunları sizin dedelerinizde görmüştüm. Onlar, harbin en zor anlarında iken, hattâ ölüme adım atarlarken bile dillerinden Allâh’ın zikrini düşürmüyorlardı. Onlar, tesbihlerini çekerken, yüzlerinde bambaşka hâller ve güzellikler sezerdim. Ömrümün şu son günlerinde ben de o hâli yaşamak istiyorum..”
Doktor Ömer Bey, derhal onun taleblerini yerine getirdi. Anzaklı Ömer, gücü tükenmiş parmaklarını zorlayarak tesbih tanelerini «Allâh, Allâh» nidâlarıyla çekmeye koyuldu. Gönlüne ve yüzüne inen nûr-i ilâhî ve huzur dışarıdan bile hissediliyordu. Sanki hastalığından kurtulmuş, dünyevî hiçbir ızdırabı kalmamıştı.

O, gücü yettiği kadar dînini de Doktor Ömer Bey’den öğrenme gayretiyle son günlerini mânevî bir haz ve neşve içinde geçirdi. Yaklaşık bir-iki ay sonra da elinde tesbih Allâh’ın ismini zikrede ede rûhunu Rabbine teslîm etti. O, öldürmeye gittiği kimseler tarafından gerçek diriliğe erişmiş bir bahtiyar olmuştu..
Mühim olan, yaşayan, duygulu ve seviye kazanmış bir kalbe sahip olabilmektir ki, bütün ümmet, istifâde etsin ve hidâyet bulsun!

İşte Çanakkale’de çarpışan mü’min ordumuz, sadece kahramanlık ve cesaret destanı değil, aynı zamanda sahip oldukları mânevî kemâl bereketiyle bir fazîlet destanı yazmıştır.
Bugün Anadolu’da tüten her evin kudsî hâtırâsında bir Çanakkale şehîdinin olduğu muhakkaktır. Her âile bir Çanakkale yetimidir. Bu hâl, nesilden nesile intikâl eden bir şeref madalyasıdır. Çanakkale, târihe müşahhas şehîdlik mefhûmunu bir daha nakşetmiştir. Bu şehîdlerin kabirleri sîne-i millettedir. M. Âkif bunu ne güzel ifâde eder:
Ey şehîd oğlu şehîd! İsteme benden makber;
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber!..

Yâ Rabb! Bizleri iki cihanda Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in şefâat-i uzmâsına nâil eyleyip O’na yakın olan bahtiyarlardan eyle!
Âmîn!..

AyIsIgI isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 18-03-10, 22:35   #4
Her şeyi Kaybetsen De Hayallerini Kaybetme.!!
 EŁiƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Çanakkale geçilmez









Çanakkale Zaferi'nin 95. yıldönümü

Siyasi, sosyal ve ekonomik etkileri bugün bile hala dünyanın kaderinde büyük rol oynayan, tarihin akışını değiştiren Çanakkale Zaferi'nin bugün 95. Yıldönümü.

Çanakkale Savaşı

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin en başarılı olduğu cephe Çanakkale Cephesi' dir. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bu cephede cereyan etmiştir.

İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak, Rus Ordusu' na gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya Cephesinde bunalan Rusya'yı rahatlatmak ve Türk Ordusu'nun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazı'na harekât düzenlediler.

İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'ndan geçişlerine 18 Mart 1915'te başarıyla karşı konuldu.

İtilaf Devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar.

25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği birlik Conkbayırı'nda durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi.

General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915'te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 9-10 Ağustos 1915'te 1. Anafartalar Zaferi'ni kazandı. Bu zaferi, 17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşı'na katılan Türk Ordusu'ndan, çoğu öğrenim çağında 253.000 subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da, arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915'te Anafartalar ve Arıburnu'ndan, 8-9 Ocak 1916'da Seddülbahir'den kesin olarak çekildiler.

SİMGE FOTOĞRAFIN SIRRI

Çanakkale Savaşı'nın simgesi haline gelen, yırtık elbiseli ve ayakkabısız Mehmetçik fotoğrafın sırrı çözüldü. Fotoğraftaki kişilerin Bolu'nun Elmalık Köyü'nden İbrahim Bayseç ile Niyazi Yıldırım oldukları, İzmir'deki Çiğli Havaalanı'nda 1930'da işçi olarak çalışırken Alman bir pilot tarafından fotoğraflarının çekildiği ortaya çıktı.



SAVAŞ HİLELERİYLE DE MÜCADELE ETTİLER

Dünyanın en güçlü donanmasına karşı, gelecek nesillere gurur ve heyecanla anlatılacak bir destanın temsilcisi olan kahraman Türk askeri, cephede düşman ve yoklukların yanı sıra savaş hileleriyle de mücadele etti.

Çanakkale'yi geçemeyeceklerini anlayan müttefik güçleri, başta İngiltere olmak üzere çekilmenin hesabını yaparken, Türk askerlerinin çekilmeden haberdar olmaması için değişik savaş hilelerine başvurdu.

General Hamilton'un, anılarında savaş hileleriyle ilgili olarak şu anektod yer alıyor: ''Türk askerlerini şaşırtmak için yolcu gemilerine, şileplere sahte bacalar, sözde toplar, uydurma direkler eklendi. Böylece İngiliz gemileri 'Tiger' ya da 'lnflexible' kruvazörlerine benzetildi. Karşı taraf bu gemilere ateş edip, boşuna pek çok mermi harcadı.''

-SAVAŞ HİLELERİ-

Hamilton'un, 17 Ekim 1915'te görevden alınmasının ardından yerine atanan İngiliz General Charles Monro, Gelibolu Yarımadası'nda yaptığı incelemelerin ardından İngiltere'ye, Gelibolu'daki askeri birliklerin tahliye edilmesi yönünde rapor gönderdi.

Bunun üzerine düşman askerlerinin, 8-9 Aralık 1915 gecesi Gelibolu Yarımadası'nı deniz yoluyla tahliyesine başlandı. Her akşam ortalık karardıktan sonra Anzak ve Suvla koylarına kurtarma sandalları, çıkarma tekneleri yanaşıp, durmadan asker, hayvan, top ve diğer savaş malzemelerini taşıdı.

Önce hasta ve yaralılar nakledildi, onları savaş esirleri takip etti. Son olarak sıra askerlere geldiğinde, Mehmetçiğin ayak seslerini duymaması için postallar paçavralarla kaplandı.

Personel Personel kaybını en aza indirmek amacıyla her şey en ince ayrıntısına kadar düşünüldü. Cekilmenin başarılı sonuçlanması için geride karşılıklı iki konserve kutusundan diğerine damlayan suyun ağırlığıyla ateş alan ayarlı ve sonradan patlayacak tüfekler, takip edilmelerine karşı mayınlar bırakıldı.




Ne garibiz. Tepkilerimiz bile olması gerektiği gibi değil. Sinirden gülüyoruz sevinçten ağlıyoruz..


EŁiƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-03-10, 01:29   #5
VatanSever
 muStafa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Türk `ün deStanı
muStafa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-03-10, 12:56   #6
Trabzonsporlu
 MoMoXa61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Çanakkale geçilmez..

forum kurallarını okumak için [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] tıklayınız.

web site tanıtım kurallarını okumak için [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] tıklayınız.


Netforumları olarak almış olduğumuz karar doğrultusunda forumumuzda oyun,film paylaşımı yasaklanmıştır.
lütfen oyun ve film paylaşmayın.
netforumları yönetimi.
MoMoXa61 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-03-10, 14:05   #7
 beston - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Allah rahmet eylesin mekanları cennet olsun..

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
beston isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 19-03-10, 18:14   #8
NF Dostu
 grineX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
mekanları cennet olsun.

ÖzeL Sitem: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
+18 [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
grineX isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-01-12, 14:13   #9
Trabzonsporlu
 MoMoXa61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Cevap: Çanakkale Zaferi'nin 95. yıldönümü

Ben çanakkelede askerlik yaptım insallah bir kere daha giderim.

forum kurallarını okumak için [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] tıklayınız.

web site tanıtım kurallarını okumak için [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] tıklayınız.


Netforumları olarak almış olduğumuz karar doğrultusunda forumumuzda oyun,film paylaşımı yasaklanmıştır.
lütfen oyun ve film paylaşmayın.
netforumları yönetimi.
MoMoXa61 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
canakkale , yıldönümü , zaferi'nin 95. , zaferinin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
€vLiLik yıLdönümü xD AvRiL Komik Resimler 6 19-03-10 14:47
Küba devriminin 50. yıldönümü kutlandı NFHaber Flash Haberler 0 02-01-09 12:11
Küba Devriminin 50. Yıldönümü Kutlandı NFHaber Flash Haberler 0 02-01-09 11:50
Ata?nın Ankara?ya gelişinin 89. yıldönümü NFHaber Flash Haberler 0 27-12-08 15:21
Ata'nın Ankara'ya Gelişinin 89. Yıldönümü NFHaber Flash Haberler 0 27-12-08 14:50


Forum Bilgileri Tema ve Dil Seçimi

Powered by vBulletin® Version 3.8.6 .
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0

Bu web sitesi en iyi Mozilla Firefox ile ve 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. >



Arşiv
89, 3, 5, 7, 66, 67, 297, 294, 295, 302, 301, 300, 309, 310, 306, 307, 308, 303, 304, 305, 35, 38, 39, 389, 333, 392, 391, 53, 54, 322, 103, 65, 63, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 88, 91, 1064, 94, 749, 97, 96, 99, 100, 101, 315, 739, 104, 106, 107, 108, 109, 163, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 676, 671, 137, 138, 139, 1038, 140, 1033, 142, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 152, 153, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 164, 165, 167, 168, 170, 171, 1016, 1017, 737, 325, 744, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 187, 230, 654, 609, 206, 208, 211, 210, 229, 212, 228, 233, 214, 232, 216, 217, 219, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 231, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 332, 244, 245, 1067, 246, 247, 248, 249, 250, 331, 255, 265, 606, 258, 259, 260, 261, 262, 267, 268, 270, 271, 272, 274, 276, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 284, 285, 286, 287, 288, 296, 293, 290, 291, 292, 298, 299, 316, 317, 318, 319, 320, 334, 326, 330, 336, 1040, 1036, 338, 342, 343, 344, 741, 347, 615, 610, 357, 361, 362, 1042, 1041, 1003, 378, 371, 372, 373, 374, 375, 376, 377, 382, 380, 383, 384, 385, 386, 390, 393, 394, 395, 396, 397, 398, 399, 400, 401, 402, 403, 404, 405, 407, 414, 421, 434, 438, 435, 436, 437, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 446, 447, 448, 965, 966, 967, 1010, 452, 481, 450, 451, 1024, 455, 456, 476, 743, 1012, 473, 477, 480, 478, 484, 485, 979, 977, 999, 1022, 1021, 490, 491, 492, 493, 495, 494, 1028, 496, 500, 498, 497, 508, 499, 501, 738, 509, 566, 614, 661, 664, 593, 563, 592, 740, 598, 568, 570, 750, 578, 601, 584, 582, 590, 587, 591, 594, 595, 616, 597, 600, 613, 602, 604, 1029, 605, 619, 617, 1019, 626, 620, 621, 622, 629, 1015, 1037, 631, 632, 633, 634, 635, 636, 637, 640, 736, 1026, 645, 646, 647, 652, 653, 659, 667, 669, 670, 680, 678, 679, 677, 681, 682, 683, 697, 686, 687, 688, 689, 690, 691, 1027, 699, 704, 705, 706, 707, 711, 715, 731, 721, 722, 723, 724, 725, 726, 727, 728, 729, 730, 732, 735, 746, 745, 747, 753, 751, 752, 968, 970, 971, 972, 1057, 980, 981, 984, 986, 987, 989, 990, 991, 992, 993, 994, 996, 998, 1006, 1008, 1020, 1039, 1025, 1009, 1023, 1018, 1011, 1035, 1032, 1043, 1044, 1045, 1046, 1047, 1048, 1052, 1056, 1055, 1058, 1075, 1060, 1065, 1061, 1063, 1066, 1074, 1069, 1070, 1071, 1072, 1073, 1118, 1117, 1115, 1082, 1083, 1084, 1085, 1116, 1086, 1104, 1087, 1088, 1107, 1103, 1101, 1095, 1089, 1090, 1092, 1109, 1091, 1114, 1105, 1094, 1096, 1093, 1110, 1097, 1098, 1099, 1100, 1102, 1106, 1119, 1108, 1113, 1112,
Kadromuz İçin TıklayınForum Yöneticilerini Göster Konuları okunmuş sayForumları Okundu Kabul Et

Netforumlari Linkler Projesi

Siz de Netforumlari Linkler Birliği Projesi'ne katılmak istiyorsanız Buraya Tıklayın. Sitenize Ekliyeceğiniz HTML Kodu Aşağıda.
HTM Kodu:
Görünecek Şekli: Forum