![]() | ![]() |
| |||||||
| İslam ve İnsan Dinimizin güncel hayata etkileri ve çağımızda İslam üzerine yorumlarınızı paylaşabileceğiniz bölümümüz... |
![]() |
| | Paylaş | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
![]() | Hayat Dersleri Sadaka ve İnfakta Gizli Davranmak Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerimede şöyle buyurur: “Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.” (Bakara, 271) * * * Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyururlar: “Gizli verilen sadaka, Rabbin gazabını söndürür.” (Beyhakî, Şuab, III, 244; VI, 255; Heysemî, III, 115) Ebû Zer -radıyallahü anh- şöyle anlatır: Peygamber Efendimiz’e: “–Yâ Nebiyyallah! Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sordum. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “–Fakire gizlice verilen ve malı az olan kimsenin zorlanarak verdiği sadakadır” buyurdu. (Ahmed, V, 265, 178-179. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Zekât, 40/1677) * * * Osmanlı toplumunda Ramazan günlerinde pek çok zengin, hiç tanımadıkları muhitlerde tebdîl-i kıyâfet üzere gezerler, bölgedeki bakkal, manav ve dükkânlara giderek onlardan veresiye defterini çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, ortadan ve sondan rastgele bâzı sayfalarda yazılı borçları toplattırıp çıkan miktârı öder ve: “–Bu borçları silin! Allâh’ım kabûl eyle!” deyip, kendilerini tanıtmadan giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu kimin ödediğini; borcu sildiren de kimi borçtan kurtardığını bilmezdi. Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilenden daha makbûl olduğunu bilen zevât, yardımlarını mümkün mertebe gizlice yapmaya gayret ederlerdi. Ecdâdımız sağ eliyle verdiğini, sol elinden bile saklar, yaptıkları iyilikleri de hemen unuturlardı.
________________ Hayat ve ben iki boksör gibiyiz, Hani dayak yiyen Taraf hep sarılır ya, Ben de öyle sarıldım hayata ... |
| | |
| | #3 |
![]() | Peygamber müjdesi: ‘Mümin ebedi azapta kalmaz' Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Bir gün arkadaşlarımızla oturuyorduk. Sohbetin sonunda peygamberimizi sorduk. İçimizden kimse O'nu görmemişti. Aradık ama bulamadık. Merak etmeye başladık. Acaba nereye gitmişti. Ben, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer üç ayrı yöne gittik. Sonunda Hz. Peygamber'i ben buldum. O (sav) Medineli bir sahabenin bahçesindeydi. Cüppemi toparlayıp bahçenin ortasına fırladım. Dikkat ettim. Tek başınaydı. Yanına yanaştım. Beni görünce: “Nereden geliyorsun Ebu Hirr (kediciğin babası)” diye sordu. Ben: Ey Allah'ın Resulü seni bulamadık. Merak ettik. Her birimiz bir yöne dağıldık, Medine sizi arıyor ey Allah'ın Resulü, dedim. Resulullah (sav) döndü ve bana şöyle buyurdu: “Ebu Hureyre insanlara dön ve onlara şunu duyur: Kim Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim O'nun peygamberi olduğuma ihlaslı bir şekilde kalbiyle iman ederse cennete girer.” (Müslim, İman, 10 hd: 31-52) Peygamberimizin verdiği müjdeyi duyan Ebu Hureyre (ra) bahçeden fırlayarak çıktı. Halka bu müjdeyi verebilmek için Medine'ye doğru süratle koşuyordu. Birazdan yolda Hz. Ömer (ra) ile karşılaştı. Ebu Hureyre (ra), Hz. Peygamberi (sav) bir bahçede bulduğunu ve ondan önemli bir müjde aldığını söyleyince Hz. Ömer (ra) müjdeyi sorgulamaya başladı. Ebu Hureyre (ra) ‘Allah'ın bir olduğunu ve Hz. Muhammed (sav)'in O'nun Resulü olduğunu kalbiyle söyleyen kişi cennette olur' müjdesiydi cevabını verdi. Bunu duyan Hz. Ömer (ra): Git, Hz. Peygambere (sav) şöyle söyle; Ey Allah'ın elçisi, Ömer insanların bu sözü işitince tembelliğe düşeceğinden korkuyor. Bu müjdeyi saklasak olmaz mı, diye soruyor. Bunu üzerine geri döndüler. Ebu Hureyre (ra) arkasında Hz. Ömer (ra) olduğu halde Hz. Peygamberin huzuruna ulaştılar. Hz. Ebu Hureyre (ra) birazda ağlamaklı bir sesle Peygamberimize Hz. Ömer'in onu geri çevirdiğini, müjdeyi halka ulaştırmasına engel olduğunu anlatmaya çalıştı. Hz. Peygamber (sav) arkadaki Hz. Ömer'e bakıp: “Nedir bu hal Ömer! Neden engel oldun?” diye sorunca, Hz. Ömer kendini şöyle savundu: “Ey Allah'ın Resulü! İnsanlar bu müjdeyi duyarlarsa buna güvenip rahatlarlar. Ben bundan korktum. Bırakınız ibadet yapmaya devam etsinler. Ey Allah'ın Elçisi, benim söylemeye çalıştığım budur işte.” Hz. Peygamber (sav) biraz duraksadı, tebessüm etti ve sonra usulca şöyle fısıldadı: “Peki, bırakın ibadet etsinler.” Bu tavrıyla Hz. Peygamber (sav) Hz. Ömer'in endişesine kısmen hak veriyor ve müjdeyi bir an için erteliyordu. Bu müjde farklı kanallardan yine de bize ulaştı. Bu bilgiyi aldık ve kabul ettik. Bu olaydaki Hz. Ömer'in sertliğinin sebebi Müslümanların ‘daha ihtiyatlı' davranmaları endişesidir. Halkın özdeyişiyle her yiğidin yoğurt yiyişi başkadır. Hz. Ebu Bekir daha orta çizgide. Hz. Ömer; “Ben yokuş olmazsa yürüyüşü sevmem. Sağımda çakmasa, şimşeği sevmem” diyen bir karakter. İslami davetin tabir yerindeyse ‘şahinlerinden'. Hz. Peygamber (sav) ise her zamanki gibi mutedil olanı. Ama bir nokta var ki, bütün çizgiler orada kesişiyor: Oda ‘iman' konusudur. Allah'ın birliğine, ortağının olmadığına ve Hz. Muhammed (sav)'in O'nun elçisi olduğuna iman etmek. Burası işin kırmızı çizgisi. Burada tolerans yok. İman meselesi pazarlık konusu edilemiyor. Ameldeki yetersizlik, eksiklik, azlık-çokluk, bütün bunlar olabilir şeylerdir. Ama iman olmak koşuluyla. İman olmayınca bunların hiçbirinin kıymeti yok. İmansız bir amel -ibadet- veya iyilik Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle ahirette havaya saçıp savrulacak, yani bir sonuç devşiremeyecektir. Günahlar, ibadetten uzaklık, hatalar, bütün bunlar ne kadar çok olursa olsun kişiyi İslam'ın dışına çıkarmıyor. Müslüman kimliğini kaybettirmiyor. Bir kişi defalarca zina etse de, namazdan tamamen uzaklaşsa da yaptıklarını meşru saymadıkça- Müslümandır, tevhit ehlidir. Fakat diyelim ki her an elinde tespih olsa yüzlerce kez hacca gitse, alnı secdeden kalkmasa bütün bunların yanı başında imanın bu iki temelinden birini ret ederse, çizginin dışına taşmış olur. İslamı terk etmiş olur. Büyük günahlar kişiyi dinden çıkarmaz ama asi ve günahkâr yapar. Günah ne kadar büyük olursa olsun. Hz. Peygamberin (sav) dostu Ebu Hureyre'nin (ra) kulağına fısıldadığı işte bu noktaydı. Evet, Allah'ın birliğine ve Hz. Muhammed (sav)'in O'nun son elçisi olduğuna iman etmek ahiretteki kurtuluş için yeterlidir. Bu prensibe iman eden kişi ebedi azaptan kurtulur. Ama manen ve vicdanen ben cenneti ve kurtuluşu doyasıya hak ettim diyebilecek mi? Bunun cevabını sizlere bırakıyorum.
________________ Hayat ve ben iki boksör gibiyiz, Hani dayak yiyen Taraf hep sarılır ya, Ben de öyle sarıldım hayata ... |
| | |
| | #4 |
![]() | Din, herkesin ortak değeridir' BİRBİRİMİZE önyargıyla bakmaktan, kıyasıya eleştirmekten bir türlü kurtulamıyoruz. Hıristiyan ve Yahudi dünyasıyla diyalog yollarını ararken, kendi insanımızla diyaloğun bütün yollarını tıkıyoruz. Yabancıya karşı gösterdiğimiz sevecenliği, yerli insanımıza gösteremiyoruz. Ruh dünyamızın arka bahçesine kazdığımız siperlerden birbirimizin açığını, gediğini, eksiğini, tökezlenmesini gözetleyip duruyoruz: Bir düşse de çiğneyip geçsem. Hatta ezip külünü sağa-sola savursam. Kollarımızı sıvazlamış böylece bekliyoruz. Siyaset dünyamız üslubunu ağırlaştırıyor, medyamızda birçok yazar burnundan kıl aldırmıyor, ilahiyatçılarımız ufak bir fetva çevresinde tozu dumana katıyor, sokaktaki insanımız birbirine -yakın tanıdığı olmazsa- Allah'ın selamını bile çok görüyor. Zengin fakirin farkında değil istisnalar kaideyi bozmuyor tabii ki. -Fakir sürekli serzenişte bulunuyor, onlar da çok haksız sayılmaz.- Bu yazımızda, hoşgörüsüzlüğün medya basamağından birazcık olsun bahsetmek istiyorum. Geçenlerde medyamızın iki değerli yazarının umreye gidecekleri duyuruldu. Benim için güzel bir haber. Oraları gören ve iyi bilen bir insan olarak bu iki kardeşimizin oralardan manen faydalanarak, bilgilenerek döneceğini düşündüğüm için hoş bir haber olarak karşıladım. Ama medyada öyle yankılanmalar oldu ki, oturup ciddi ciddi düşünme ihtiyacı hissettim. Bazı yazılarda ve yazarların kaleminde niyet okumalar gördüm. Kimisi dönüşte sakal önerdi, kimisi terlik giymelerini! Peki, bu tavır doğru mu? Faydalı mı? Anlamlı mı? Sanmıyorum. Sadece biz ibadet yapabiliriz, bizim niyetimiz iyi, umreye de hacca da biz -ama sadece biz- gitmeliyiz anlayışı İslami midir? İnsanımızın niyetlerini sadece Yüce Allah bilir- en makul ibadetten bile soğutacak anlayışla yazı yazmanın, alay etmenin, rövanş almanın kime, ne faydası var. Bugüne kadar ne faydası oldu bu tavrın, bence hiç. Koca ve bomboş bir hiç. Yine bazı yazılarına katılmadığım bir hanımefendi yazar; “Ezan sesi yükselmeyen bir ülkede yaşamak istemem. Seviyorum ezan sesini. İçimi huzur kaplıyor, hatta bazen ağlama isteği geliyor” tarzında cümleler kurmuş. Ne kadar anlamlı sözler. Bu sözler alkışlanmaz da ne yapılır. Bu sözlerin ardında bir ‘bit yeniği' aramanın faydası var mı? Veya bu cümleleri yazanın hayat tarzı varsayalım bize aykırı veya katılmadığımız yazıları var diye anlamsız mı sayacağız! Hayır. Bence bin defa hayır. Her anlamlı tavrı, her güzel ve temiz sözü hakikatin bir beyanı sayıp arkasında durmalıyız. Doğru olan budur çünkü. Başka bir hanımefendi yazarın, medya kuruluşlarında namaz kılmak isteyenler için bir odayı mescit olarak kullanma talebi de böyle değerlendirilmelidir. Ama hayır, biz henüz bu olgunlukta değiliz maalesef. Her teklifte bir bit yeniği ararız ya. Bir kesimimiz diğer kesimden gelecek her türlü makul teklife karşı savaş zırhlarımızı giyiniverir hemen. Bu anlayıştan sıyrılmak zamanı geliyor artık. Daha olgun davranmalıyız. Kardeşliğimizi, sabrımızı, sevecenliğimizi, sağduyumuzu hırpalayacak tavırlara prim vermemeliyiz. Fitneye ve şerre siper olmalıyız. Doğrunun ve güzelin yanında olmalıyız. Namaz veya ezan sadece bir kısmımızın değil, herkesin sahiplenebileceği bir değerdir. Bunu böyle kabul etmeliyiz. Umre veya hacca gitmek bir kısmımızın değil herkesin hakkıdır. Kimsenin elinden, dilinden, kalbinden bu hassasiyetleri alamayız. Kimseye böyle bir yetki verilmemiştir. Ne İslam, ne Kuran-ı Kerim ve ne de Hz. Muhammed (sav) kimsenin tekelinde olamaz. Onlar herkesindir. Herkes onlara aidiyetini rahatça ilan edebilmeli. Kimse de bunu teraziye koyma becerisini göstermemeli. Herkes hayatının her döneminin hesabını verebilmeli. Ama herkes. Bırakınız insanları niyetlerine göre sadece Yüce Allah sorgulasın. Onu da burada değil, öteki âlemde yapacaktır. Hz. Peygamber (sav) bir seferinde anlatır: Beni İsrail'de İslam'dan önce günahkâr bir adam vardı. Çok günah işlemişti. Nihayet ölüm vakti gelince çocuklarına dedi ki: Ben ölünce beni yakın ve küllerimi havaya savurun, yok olup gideyim. Dediler ki, neden böyle yapalım? Dedi ki: Günahlarımdan dolayı Allah'tan utanıyorum. O'nun huzuruna çıkamam. Yok olayım da, savrulup gideyim de belki Allah beni affeder. Ve bu hassasiyetinden dolayı Allah onu affetti. Bir bardağı yapmak zordur. Kırmak ise kolaydır. İnsanı kırmak da buna benzer. Kalbi kırmak kolaydır ama o kalbi onarmak zordur. Sevmeyi ve hoşgörmeyi beceremiyorsak da, nefretle bakmamayı beceremez miyiz? Doğru ve güzel olan sözü alkışlayamaz mıyız? İman ve ibadet lütfunu başkasıyla paylaşamaz mıyız? Merak etmeyiniz cennet herkese yetecek kadar geniştir.
________________ Hayat ve ben iki boksör gibiyiz, Hani dayak yiyen Taraf hep sarılır ya, Ben de öyle sarıldım hayata ... |
| | |
| | #5 |
![]() | O gün karnına taş bağlamıştı Enes bin Malik (ra) anlatıyor: Bir gün Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gitmiştim. Ashabıyla oturmuş konuşuyordu. Karnına bir bez bağlamıştı. Ben bunu anlayamamıştım ve arkadaşlarına merakla sordum: -Hz. Peygamber karnına niçin bez bağlamış? dedim. Onlar da; -Açlıktan, diye cevap verdiler. Bunun üzerine üvey babam Ebu Talha'ya gittim ve: -Babacığım! Peygamber Efendimizin (sav) karnına bir bez bağladığını gördüm. Bazı arkadaşlarına bunun sebebini sordum; onlarda açlık yüzünden bağladığını söylediler, dedim. Babamda anneme: -Evde yiyecek bir şey var mı? diye sordu. Annem: -Evet, evde bir parça ekmek ve birkaç hurma var. Eğer Allah'ın Elçisi evimize tek başına gelirse, karnını doyururuz. Ama yanında başkası da gelirse onlara yetmez, dedi. Sonra arpa ekmeğinden yapılmış birkaç çörek çıkardı. Onları kendi başörtüsünün bir tarafına sarıp elbisemin altına yerleştirdi. Örtünün bir kısmını da belime sardı ve beni Peygamber Efendimize gönderdi. Bana da, -Bunu peygamberimize göster, dedi. Ben de hızla ekmeği götürdüm. Hz. Peygamberin (sav) mescitte cemaatle birlikte oturduğunu gördüm ve onların yanında ayakta durdum. Allah'ın elçisi bana; -Seni Ebu Talha mı gönderdi? Diye sordu. Bende: -Evet, dedim. -Yemek için mi? buyurdu. Yine: -Evet, diye cevap verdim. Resulü Ekrem (sav) yanındaki Sahabilere: -Haydi, kalkınız deyip yürüdü. Ben önden gidip Ebu Talha'ya durumu bildirdim. Bunun üzerine Ebu Talha anneme: -Ümmü Süleym! Hz.Peygamber (sav) cemaati alıp getirdi, ama evde onları doyuracak bir şey yok, ne yapacağız? dedi. Endişelendi mahcup olma korkusuyla. Ümmü Süleym: -Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi. Ebu Talha hemen kalkıp Resulü Ekrem'i karşıladı. Peygamberimiz Ebu Talha ile birlikte eve girdi. Allah'ın elçisi anneme: -Ümmü Süleym! Neyin varsa getir, buyurdu. Annem de o ekmeği getirdi. Resulü Ekrem (sav) ekmeğin doğranmasını emretti ve ekmeği doğradılar. Annem yağ tulumunu sıkarak çıkan yağı ekmek parçalarının üzerine sürdü. Sonra Peygamber Efendimiz (sav) bu ekmeklere, Allah ne dilediyse öyle dua etti. Ardından da Ebu Talha'ya döndü ve: -On kişiyi içeriye al, buyurdu. Onlar doyuncaya kadar yedikten sonra çıktılar. Resulü Ekrem (sav): -On kişiyi daha içeri al, buyurdu. Ebu Talha on kişiyi daha içeri aldı ve onlarda doyuncaya kadar yiyip çıktılar. Hz. Peygamber (sav): -Bir on kişiyi daha içeri al, buyurdu... O gün bu ekmekten yiyip doyanların sayısı tam seksen kişiydi. (Buhari, Menalub, 25; Müslim, Eşribe, 143)
________________ Hayat ve ben iki boksör gibiyiz, Hani dayak yiyen Taraf hep sarılır ya, Ben de öyle sarıldım hayata ... |
| | |
| | #6 |
![]() | Ölümden Sonra Diriliş - 1 Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde şöyle buyurur: “De ki: «İster taş olun, ister demir. İsterse yeniden dirilmesi aklınıza imkânsız gibi görünen herhangi bir yaratık! Ne olursanız olun, mutlaka diriltilip kaldırılacaksınız.» «O halde kimdir bizi diriltecek olan?» diyecekler. De ki: «Sizi ilk defa yoktan yaratan!» Bu sefer, alay ederek başlarını sallayacaklar da: «Ne zamanmış o?» diyecekler. De ki: «Belki de yakındır.»” (İsrâ, 50-51) * * * * * * “–Ey Allah’ın Rasûlü! Allah, mahlûkatı yeniden nasıl diriltir? Bunun dünyadaki misalinedir?” diye sordum. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: “–Sen, hiç kavminin yaşadığı vâdiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil olduğu bahar mevsiminde oraya uğramadın mı?” buyurdu. Ben, “Elbette!” deyince: “–İşte bu, Allah’ın yeniden yaratmasına delildir. Allah ölüleri de böyle diriltecektir!” buyurdu. (Ahmed, IV, 11)
________________ Hayat ve ben iki boksör gibiyiz, Hani dayak yiyen Taraf hep sarılır ya, Ben de öyle sarıldım hayata ... |
| | |
| | #7 |
![]() | İnananlar için ağlayan peygamber! İbni Amr ibni As (ra) anlatıyor: Bir gün Resulü Erkek sallallahu aleyhi ve selem, Hz. İbrahim (as) hakkındaki şu ayeti okudu: “Rabbim! Bu putlar insanların çoğunu yoldan çıkardılar. Artık kim bana uyarsa bendendir; kim de bana karşı gelirse, elbette Sen çok bağışlayan, koruyup gözetensin.” (İbrahim 14/36) Ardından Hz. İsa'nın (as) Kur'an'daki şu sözlerini söyledi: “Onlara azab edersen, onlar zaten Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette Sen güç ve kudret sahibi, her şeyi yerli yerince yapansın.” (el-Maide 5/118) Daha sonra Peygamber Efendimiz (sav) ellerin açtı: “Allah'ım, ümmetimi koru, ümmetime acı!” diye dua etti ve ağladı. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ Hz. Peygamberin neden ağladığını bilse de sırf Peygamberinin dilinden duyulsun diye Cebrail'e emretti. -Cibril (as) git Muhammed'e ve niçin ağladığını sor, buyurdu. Cebrail de (as) ona geldi ve niçin ağladığını sordu. Resulü Ekrem (sav) ümmeti için duyduğu endişe yüzünden ağladığını söyledi. Onların azaba düşeceği endişesinden ağladığını söyledi. Zaten Allah-u Teâlâ onun ne için ağladığını çok iyi bilmekteydi. Cebrail (as) aldığı cevabı Allah-u Teâlâ'ya iletince, Cenab-ı Hak ona şöyle buyurdu: -Cebrail! Muhammed'e git ve ona; Allah ümmetin hakkında seni razı edecek, seni asla üzmeyecek. Sen razı olacaksın. Bunu dediğimi söyle! (Müslim, İyman, 346)
________________ Hayat ve ben iki boksör gibiyiz, Hani dayak yiyen Taraf hep sarılır ya, Ben de öyle sarıldım hayata ... |
| | |
| | #8 |
![]() | ![]() Büyük Bir Seferberlik Başlasa...Cenâb-ı Hak buyuruyor: "Bitkiler ve ağaçlar secde ederler." (Rahman,6) ![]() Rasûlullah (sav) buyuruyor: "Bir müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsülatından bir kuş, insan ya da hayvan yiyecek olsa, bu onun için bir sadaka olur." (Buhari, Hars 1, Edeb 27; Müslim, Müsakat 12, (1553)) ![]() Kendi hayatında birçok fidan diken Hz. Peygamber (sav) müslümanlara kıyamet koparken bile ellerinde bulunan ağaç fidanını dikmeyi tavsiye etmiş ve"Kim yolcuların ve hayvanların gölgelendiği bir ağacı boşuboşuna keserse Allah da onu başaşağı cehenneme atar", buyurmuştur. (Ebu Davud, Edeb 5239) Her Çocuk İçin Bir Fidan! Her okulun bir ormanı olsa... Her caminin... Her devlet dairesinin... Her mahallenin... Her evin... çocuklarımızla birlikte onlar adına dikilen fidanlar da büyüse... Bizler gittikten sonra bile isimlerimiz bir ağaçta yaşasa... Türkiye, ağaçlarda yaşayan ve hep genç kalanlar ülkesi olsa Kısa Günün Kârı Sen de bir fidan dik!
________________ Hayat ve ben iki boksör gibiyiz, Hani dayak yiyen Taraf hep sarılır ya, Ben de öyle sarıldım hayata ... |
| | |
| | #10 |
![]() | Ce: Hayat Dersleri Günahlara karşı örtücü olun Bizimdoğru bildiğimiz yanlışlarımızdan birisi de insanlarla ilgili değerlendirmelerimizdir. Önyargılıyız çoğu kez. Bir tavrına bakıp insanları kategorize ederiz. Tanımak için fırsat tanımayız. Güvendiğimiz birisi "iyidir" derse o bizce de iyidir, "kötüdür" derse o bizce de kötüdür artık. Birini karalamışsak, artık o ağzıyla kuş tutsa önemli değildir. Dedikoduya, fırsatçıları değerlendirmelerine kapımızı hep açık tutmuşuzdur. İnsanlara mesai harcamak yerine, bir tanıdığımızın tanıklığıyla yetiniriz. Belki de böylece farkında olmadan, bir yalancının yalanına ortak oluruz. Birine kötü denmişse, ateş olmayan yerden duman çıkmaz, vardır bir yanlışı deriz. Bir yanlışı olmuşsa adamın, "Hay seni sahtekâr" diye damgayı vururuz. Anlamaya çalışmayız. Hele dinlemeye hiç vakit ayırmayız. İslam tarihinin en sert insanı olarak bilinen ve "Ben kınından çıkmış bir kılıçtım. Hz. Muhammed (SAV) beni kınıma soktu" sözüyle de bunu itiraf eden Hz. Ömer'in yanına bir adam geldi ve şöyle dedi. "Bir problemim var, çözemedim, bana yardım eder misin?" diye sordu. Hz. Ömer "anlat" deyince de anlatmaya başladı: "Benim bir kızım vardı. Onu cahiliye döneminde diri diri gömmek için toprağa koydum. Sonra da ölmeden çıkardım. Daha sonraki yıllarda önemli bir yanlışlık yaptı, zinaya düştü. Yaptığı bu yanlışlık onu o kadar sıkıntıya düşürdü ki, intihar etmeye yeltendi. Damarlarını kesti. Onu zor kurtardık. Kızım bu hadiseden sonra tövbe etti. İyi bir yönelişle Allah'a yöneldi. Şimdi ise kızıma bir talip çıktı. Onu evlendireceğim. Kızıma talip olanlar ise bu olaydan -zinadan- haberdar değiller. Şimdi sana soruyorum ey müminlerin emiri! Ben ne yapayım? Damat olacak kişiye, kızımın bu olayını anlatayım mı yoksa susayım mı?" Kızın babasını büyük bir dikkat ve sabırla dinleyen Hz. Ömer, kızın yaptıklarını deşip hiddetleneceğine adama şöyle seslendi: "Adam! Allah'ın örttüğünü, ortaya saçmadığını, sen mi deşifre edeceksin? Allah'a yemin ederim ki böyle bir şey yaparsan, yani kızının açığını yayarsan seni bu ülkenin insanlarına rezil ederim. Git ve kızını başından hiçbir olay geçmemiş namuslu bir kadın gibi evlendir." (İbnül Cevzi, Menakıbı Ömer, s. 169) Hz. Ömer'in bu içtihadında günahlara karşı "settar-örtücü" olan İslam'ın derin izleri görülebiliyor. Çünkü yapısı gereği hesap soran, hiddetlenen ve dini koruma noktasında en toleranssız olan büyük bir şahsiyeti bu geniş yelpazeye çeviren Hz. Muhammed'den (SAV) başkası değildir. Bu satırlar gayrimeşru bir ilişkiyi meşru görmek değil, kulu Allah'la muhatap etmeye bir çağrıdır. Bu teraziyi Hz. Ömer'den daha iyi kuracak insan zor bulunur herhalde. Kıyameti beklemeyin o çetin güne hazırlanın Din bizden kıyameti beklemeyi, kıyametin saatini konuşmayı değil, o çetin güne hazırlanmayı ister. Çünkü o zorlu günde, anneler bile çocuklarını terk edecek Hz. Peygamber (sav), Medine'de otururlarken bir adam geldi ve şöyle sordu: "Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet ne zaman kopacak?" Hz. Peygamber, kıyamete zaman biçmedi, tarih vermedi sadece, "Ne hazırladın?" diye sordu. Adam başını önüne eğdi ve cevap veremedi. Ama neden sonra, "Ben Allah'ı ve peygamberi seviyorum" dedi. Hz. Peygamber (sav), onu rahatlatmak ve bu sevginin bedelini göstermek için, "Sen sevdiklerinle berabersin" buyurdu. Çoğu kez kıyamete zaman biçiyoruz. Kıyamet korkusuyla yaşıyoruz. Alametlerini sayıp, duruyoruz. Kıyameti anlatmayan hiçbir peygamber yoktu. Her bir peygamber, ümmetini kıyamete, kıyametin dehşetine karşı uyarmıştır. Hz. Peygamber (sav), "Ben ve kıyamet şunun gibiyiz" diyerek, iki parmağını (baş ve orta parmağı) birleştirmiştir yakınlığı ifade etmek için. (Müslim, Fiten, 39) SADECE ALLAH BİLİR Din bizden kıyameti beklemeyi, kıyametin saatini konuşmayı değil, o çetin güne hazırlanmayı ister. Çünkü o zor ve çetin günde evlat babasından, annesinden, kardeşinden kaçacak. Anneler bile çocuklarını terk edecekler. Hz. Peygamber'e (sav) sorulan bu sorudan sonra şu ayetler iner: "Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. Şöyle de: Onu sadece Rabbim bilir. Vakti gelince onu sadece O meydana getirecektir. Onun ağırlığına gökler ve yer dayanamaz. Başınızda ansızın patlayacaktır. Kıyamet hakkında sanki bilgin varmış gibi sana soruyorlar. Şöyle de: O'nu sadece Allah bilir. (Araf, 187; Lokman, 34; Naziat, 42- 45) Ve ayet devam eder. "Sen nereden bileceksin. Belki de kıyamet yakında kopar (Ahzab 63). Bu ayetin inişinden bu yana 1425 seneden daha çok zaman geçti. Kıyamet kopmadı. Kopmadı ama, ayetin vurgusu bin kıyametten daha etkileyiciydi. Çünkü ayetin Rabbi bu kadar uzun aralığı bilmesine rağmen belki yakın" diyerek, kıyamet şuuruna vurgu yapar. Belki kıyamet kapıda. Belki yanı başında. Herhangi birimiz için küçük kıyamet olan ölüm zaten o denli yakın değil mi? Denir ki, Hz. Davud'a ölüm meleği geldiğinde, Hz. Davud; "Neden bana geleceğini daha önce bildirmedin" der. Hz. Azrail der ki; Aslında çok kez söyledim. Hz. Davud hatırlamadım deyince; "Hani annen, hani baban, hani akrabaların, hani neredeler? Onların hepsi ölmedi mi? Ben onların canını alırken, sana hep mesaj verdim" diyecektir. Kur'an-ı Kerim kıyametin bir anını da şöyle anlatıyor: Sura üfürüldüğünde korkunç bir sarsıntı hissedilecek. Yeryüzü ve dağlar birbirine çarpıp un ufak olacak. Dağlar toz gibi savrulacak. Gökyüzü parçalanıp yarılacak. Düzeni büsbütün bozulacak. Erimiş maden haline gelecek. Güneş kararacak, yıldızlar kararıp birer birer dökülecek. Denizler alev alev yanacak, birbirine karışacak. Bütün hayvanlar bir tarafa toplanacak, haşredilecek. O gün, emzikli kadınlar, emzirdiğini unutacak. Gebe kadınlar çocuklarını düşürecek. Çocukların saçı ağaracak ve insanlar sarhoş olamadıkları halde sarhoşmuş gibi dolaşacak. (Hacc2 - Kasas 88) Kıyamet bu kadar çetin. Çetin işi başarmak için, çetin bir gayret lazım değil mi?
________________ Hayat ve ben iki boksör gibiyiz, Hani dayak yiyen Taraf hep sarılır ya, Ben de öyle sarıldım hayata ... |
| | |
![]() |
| Sosyal Ağlar |
| Etiketler |
| dersleri , hayat |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Flash Dersleri Başladı...!! | Osy | Flash | 0 | 07-01-09 18:22 |
| Event DersLeri | MateJaN | mIRC Dersler ve Bilgiler | 0 | 06-01-09 16:16 |
| Photoshop dersleri | BlackDark | Photoshop | 0 | 26-10-08 15:42 |
| Öyle Bir Hayat Yaşa ki, Müjdelerle Ölesin!..Hayat,islam | Serçe | Dini İbadetlerimiz | 1 | 19-09-08 12:00 |
| depremde hayat kurtaran hayat sistemi türkiyede | £n£Lm£vT | Gündemdeki Haberler | 1 | 15-08-08 12:40 |
| Forum | Yasal Uyarı |
| Powered by vBulletin® Version 3.8.7 . Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 |
İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan NetForumlari.COM Adresimizde 5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. NetForumlari.COM hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler, Yöneticilerimiz ile iletişime geçilmesi yada iletişim formunu doldurulması halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde NetForumlari yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş sağlanacaktır. info@netforumlari.com |